YILLAR SONRA
YILLAR SONRA
Yıllar
sonra dönmüştü işte eski evine ve anılara. Her şey bıraktığı gibiydi. Hatta
üsteki komşu bile bildik gürültülerindeydi. Onca acılar ve sıkıntılardan sonra
eski evinde ilk saatleriydi bu anlar.
İlk
olarak kendini rengi dönmüş berjere attı, evde kısa bir turlamanın ardından.
Uzun uzun salonu süzdü. Daha sonrasında cebinden çıkarttığı purosunu yakıp,
derin derin çekti içine. Sanki puro değildi içine çektiği, eviydi. Yıllar
sonra döndüğü babadan kalma evi. Orada ne kadar kaldığını bilemiyordu. Fakat
gözünü açtığında, zaman ikindiye yaklaşmıştı. Usulca yerinden kalkıp, beraberinde
getirdiği radyoyu açtı. O anda evin içine 60’lı yılların enfes müzikleri
doldu. Ama hayır, evin içine dolan bu müzikler değildi; o yıllardı. Gelen anı
dalgası içinde cama gitti. Sokak her zamanki sessizliği içindeydi. Fakat bir
farkla; her yer araba dolmuştu. Adeta araba seli oluşmuştu sokakta. Oysa o
yıllarda, bırakın arabayı, gürültüsü bile tek tük duyulurdu. Fakat insan sesi
noksan olmazdı; seyyarı, sütçüsü… Hepsi de birbirinden güzel namelerle
geçerlerdi. Sonra çocuk sesleri… Her akşamüzeri cıvıl cıvıl çocuk sesi kaplardı
sokağı ve çiçek kokulu bahçeleri. Bu duygular içindeyken, bir hurdacı geçti.
Onu bile özlemişti. Adamın bakışlarına aldırmadan izledi geçip gidişini. Daha
sonda simitçi peyda oldu. Hani şu simitlerini yere saçıp; sonra da aymazca
satan. Hiç haz etmezdi ondan. Hızla camın önünden ayrıldı.
Mutfağa
geçti. Cay demlemek için çaydanlık arandı tahta dolaplarda. Nitekim buldu da.
Artık miadını çoktan doldurmuş gazlı ocakta çayını demlerken, çantasından
çıkarttığı bisküvilerden atıştırmaya durdu. Elinde bisküvilerle arka odaya
geçti sonra. Biraz çekinerek açtı kapısını. Çocukluğunda “ öcü var “ diyerek
yaklaştırılmıyordu bu odaya. Odada gezindi durdu. Hali tavrından, o günlerin
acısını çıkartmak istediği anlaşılıyordu. Derken, mutfaktan gelen bir
tıslamayla çayın demlendiğini anladı. Elinde çayı, açıp balkon kapısını, çıktı
balkona.
Balkon ev gibi kir pas içindeydi; fakat eskinin
güzelliğini barındırıyordu içinde. Hiç acele etmeden balkonu ve bahçeyi süzdü.
Esriklik içinde bunları izlerken, yan komşu çıktı balkonuna çamaşır asmak
için. Soğuk biçimde selamlaştılar. Oysa eskiden olsa uzun uzun sohbet ederlerdi. Komşuluk ilişkileri de bu eski evden nasibini
almıştı geçen zaman içinde. Mutfağa geçip çayını tazeledikten sonra eski
odasına girdi ve bulduğu tahta sandığa attı kendini.
Eskilere
daldı gitti. Çocukluğu, ilk gençliği, lise, üniversite yılları canlandı
aklında. Ne gariptir ki, o anda da radyoda
“ yesterday “ parçası çalıyordu. Kolay değildi, tam 35 yılı bu odada geçmişti.
Bütün umutları, ilk aşkının acıları, hırsları, kavgaları, hüzün, mutluluk ve
tüm o delilikleri odanın her zerresine sinmişti. Ve şimdi yaşaran gözleriyle
birlikte birer birer canlanıyorlardı.
Gecenin
dar vakti sıyrıldı bu anılar sağanağından. Yerinden doğrulup, tahta sandığı açmaya
durdu. Vazgeçti bundan bir anda. Kim bilir, belki de korkmuştu yeni bir anı
sağanağından. Çıkıp eski odasından, arka odaya gitti. Buradaki yatağa kendini
atıp, daldı uykunun dehlizlerine.
Sabaha
karşı yatağından zıplayana kadar da gezindi durdu bu dehlizlerde anılar ve sıkıntılarla
birlikte. Önce üst kattan ya da yan taftan geliyordur diye pek aldırmasa da,
sesin yakından geldiğini anlayınca, yatağında doğruldu ve kulak kabarttı sese.
Banyodan geliyordu şıplama sesi. Kalkıp yerinden, banyoya yöneldi. Gıcırtıyla
açıldı banyo kapısı. Yanılmamıştı! Banyo bataryası akıtıyordu. Uğraştı bir
süre; yapamayacağını anlayınca, çaresiz bırakıp yattı yatağına ve şıpırtılar
arasında uyumaya çalıştı.
Sabah
güneşli bir güne gözlerini açtı, kuş seslerinin eşliğinde. Buna öylesine
gereksinimi vardı ki onca sıkıntılı yıldan sonra. Kalkıp yerinden, balkon kapısını
açtı ve çıktı kuş seslerine karışan güneşin doldurduğu balkona. Uzun uzun
doldurdu bahar havasını içine.
O. NURİ UÇMANOV
ANKARA … Nisan 09