YAĞMURLU BİR GECEDE (2)
YAĞMURLU BİR GECEDE ( 2 )
İyice şiddetlenen yağmurun etkisiyle, göz
gözü görmez olmuştu; yollar ise koca bir nehre dönmüştü. Ve bu tufanın içinden
bir arazi aracı son hızla ilerliyordu. Camları parçalamak ister gibi ardı
ardına çalışan sileceklerin ardından zor bela görüyordu dışarıyı şoför;
bataklığa dönü-şen dağ yolunda aracın direksiyon kontrolünü yitirmemenin telaşı
içinde. Saatler akşamın dön-mek üzere olduğunu haber vermekteydi ve araç
akşamın erken saatinden beri yoldaydı…
Birkaç metre ötede ise kadınlı erkekli
bir grup insan korku içinde birbirlerine sarılmış bek-leşmekteydiler; üstleri
başları hatta ne varsa yanlarına aldıkları, silme su ile dolmuştu. Kışın ve kış
havasını daha da korkunçlaştıran dağın etkisiyle iliklerine kadar donan bu
insanlar, biraz olsun ısınabilmek için birbirlerine iyice sokulmuşlardı. Kadınlar
ve çocuklardan oluşan bir manga asker büyüklüğündeki bu grupta, kadınlar için
için ağlayıp yardım dilenirken, çocuklar-da feryat etmekteydiler… Bilenler
bilir, dağın insafı yoktur; hele bir de mevsim kış olunca, dağ-dan insaf
beklemek, despottan acıma istemeye benzer.
Araç son hızla bir yapı grubunun
bahçesine dalıp, aynı hızla barakamsı bir yapının önünde durdu. İçinden
üsteğmen rütbesinde bir asker indi ve yapının içine girdi. İçeride bulunan
biriyle bir şeyler konuştuktan sonra dışarı çıktığında, bu kez bir başka
subayla karşılaştı. Subayın “ Durum
çok mu vahim? “ sorusuna “ Hem de nasıl komutanım. Eğer acil müdahale edilmese,
yağmurdan telef olacaklar “ diye yanıt verdi.
“ Peki, ne
yapabiliriz bu durumda? “
“ Hava desteği
istesek. Başka türlü olmaz gibi komutanım. Grubun başka kurtulma şansı yok
gibi. Zira bulundukları yer çok sarp. “
“ Bu ortamda
dediğin çok zor. Göz gözü görmezken, hava aracı nasıl uçsun? Mantıklı ol biraz!
“
“ Fakat komutanım,
kaderlerine mi terk edelim onları? “
“ Etmeyeceğiz
tabi. Birkaç tane iyi donanımlı komando bulduk mu iş biter. Hemen komutanlık-tan
gerekenleri talep edeceğim. Burada bekle ve lütfen hiçbir şey karıştırma. “
Bu sırada, dağdakiler iyice birbirlerine
sarılmışlardı. Feryatları dağları tutmaktaydı. İçle-rinden biri gruptan ayrılıp,
başka birinin yanına gitti. Bu adam bir köşede oturmuş sigara tüttü-rürken, bir
yandan da dağın aşağısına bakmaktaydı umutsuzca. Her yanından süzülen yağmura
artık aldırmıyordu, yaşı hayli ileri bu adam. Yanına gelen kişi yavaşça
seğirtti bir köşeye doğru.
“ Hayrola ne
düşünürük emmi? Var midir yapılacak bir şey? Yokdur işte. Hepimiz geberip gidi-cek
bu dağ başında. “
“ Öyle deme Hasan
oğlan! Kurtuluruz belki. Allah’tan umut kesilmez bilmez misin? “
“ Keşke köyimizi
birakmasaydik emmi. Şu Allah’ın dağında siginacak bir kovuk da yohdir. Ha-ni
biz erkekler neyse de, kadinlar ve çoçikler telef oldiler. “
“ Sıkma canını!
Ne yapalım, kader böyleymiş. Belki ordu kurtarmaya gelir bizi. “
“ Gelse şimdiye
gelirdi ordi. Hem koskoca ordi, dağdakilerden baş alip, bizimle mi uğraşacak? “
Tam bu sırada bir helikopter vızıldaması
duyuldu. Birkaç kez tepelerinden geçtikten sonra uzaklaştı. Helikopteri gören
dağdakiler, birbirlerine sarılırken, bir yandan da daha bir güçlü çı-karmışlardı
feryatlarını. Zira buralarda helikopter demek, operasyon demekti. Mutlak
felaketti sonu. Zaten bu yüzden köylerini bırakıp kaçmamışlar mıydı operasyondan
canlarını kurtarmak için bu havaya karşın? Bir yanda örgüt baskısı vardı, bir
yanda da operasyon korkusu…
Derken bir kez daha göründü helikopter;
fakat bu kez bir değil birkaç taneydi. Hepsi
de ay-nı rutinde ve aynı yöne doğru uçmaktaydılar. Birkaç dakika sonra dağların
ardından kulakları sağır eden patlamalar duyulmaya başladı. Dağdaki köylü
kadınların korkulu feryatları başladı o sırada. Bu halde ne kadar süre
geçtiğini kimse bilmiyordu ki, helikopterler bir kez daha gö-ründü köylülerin
üzerinde; yine aynı rutinde, bu kez ters istikamete doğru geçtiler ve ufukta yi-tip
gittiler.
Köylüler saklanmaya çalıştıkları
kovuklardan çıkmaya başladılar yavaş yavaş. Yaşlı adamla Hasan oğlan da yeniden
kayalılığın tepesinde yerlerini aldılar. Yaşlı adam sigarasından yakar-ken, Hasan
oğlan’a da bir tane verdi. Uzun uzun soluklar çektikten sonra dağları gerisine
ba-karken:
“ Eyi vurdiler!
Lakin bu böyle gitmez. Nereye kadar surecektir böyle? Aha 30 yildir bu
sıkıntiyi çekeriz. Operasyon çözüm getirmiyor işte! Onca insan telef olmiştir;
onca koylu yerinden yur-dinden edilmiştir. Sonuç ne olmiştir? Koca bir hiç! Hiç
oğli hiç! “
“ Haklı dersin
emmi. Baştankara sürip giden bir kör döğüşi denir buna. Ne oraya yaramiştir, ne
de bu tarafa… “
Sözlerinin gerisini getiremedi Hasan
oğlan. Tam o anda başlarında bir helikopter belirdi. Bir süre başlarında
dolandıktan sonra içinden bir asker başını uzattı ve kayalıktakilere:
“ Kaç kişisiniz
orada? “ diye seslendi. Yaşlı adam sigarasını
yere savururken “ Kadinlar ve ço-ciklarla birlikte hepi topi 25 varız komitan.
“
Asker bir süre helikopter pilotlarıyla
bir şeyler konuştuktan sonra yaşlı adama yeniden ses-lendi:
“ Aranızda hasta
ve dayanamayacak olanlar var mı? “
Hasan oğlan
yanıtladı bu soruyu:
“ Kadinlar ve
çociklar dayanacak gucu geçmiştir. Bir de… “
“ Bir de? Devam
et anlat. Ama çabuk ol! “
“ Aga emminin
durumi eyi değildir. “
“ Tamam o zaman.
Öncelikle onları kurtaracağız. Sen akıllı birine benziyorsun. Bize yardım e-debilecek
misin? “
“ Evelallah
komitanim. Emret yeter. “
“ Güzel! Şimdi
yavaşça kadınlar ve çocukların olduğu yere geç ve bizim uzatacağımız ipi tut.
Sonra yavaşça ve teker teker onları ipe bağla. Gerisini bize bırak. Hadi çabuk
ol! “
Hasan oğlan yerinden kalkıp,
diğerlerinin olduğu yöne doğru seğirtirken helikopter de o ta-rafa doğru yönünü
çevirmişti bile. Hasan oğlan’ın kendi dilinde yaptığı açıklamanın ardından
helikopterdeki asker ipi uzattı. Hasan oğlan önce yaşlılardan başlayarak,
kadınlar ve çocuklarla birlikte yürüyemeyecek durumda olan ağa emmiyi helikoptere
gönderdi. Fakat bir sorun vardı; helikopter ne kadar geniş olsa da dolmuştu.
Hasan oğlan ve yaşlı adama yer kalmamıştı. Asker başını aşağıya uzatıp:
“ Helikopter doldu. Sizleri birazdan gelip
alacağız. O zamana kadar dayanabilecek misiniz? “ diye sordu. Yaşlı adam yanıt
verdi bu soruya:
“ Merak etmeyesin
komitan. Dayanırık evelallah. Sen var kurtar onları. Hadi selametle! “
Helikopter tam havalanacakken birden sağ
tarafa doğru hafifçe savruldu fakat pilot topar-lamayı başarmıştı hemen.
Yükselmeye çalıştıkları sırada birden kopan fırtına, beraberinde şid-detli
yağışı da getirmişti. Yalpalamaları en aza indirmeye çalışarak yükseldi,
yükseldi ve güvenli bir irtifaya ulaşınca da, gerçi o havada ne kadar güvenli
olabilirdi çıktıkları irtifa bilinmezdi, geldiği istikamete doğru uzaklaşırken,
aşağıda kalan Hasan oğlan ve yaşlı adam arkasından ba-kıyorlardı umutsuzca
kovuğa girerlerken.
O tipi biçiminde yağan yağmurda ne kadar
kaldıklarını bilemiyorlardı tepelerinde bir gölge görene kadar. Hasan oğlan
hemen kovuktan dışarı çıkıp gölgeye doğru yönelirken gökyüzüne doğru el
salladı. Ardından da yaşı adama dönüp:
“ Aha! Geldiler
emmi. Ben dememiş miydim? “
Asker başını helikopterden aşağıya
uzatırken bir kez daha Hasan oğlan’a “ Hazır mısınız? Birazdan sizi yukarı
çekeceğiz. Aynı yöntem. “ dedi. Hasan oğlan’ın başını sallamasının ardın-dan da
halatı aşağıya uzattı. Hasan oğlan, önce yaşlı adamı bağlamak istediyse de, yaşı
adam karşı çıktı buna. Ortada tartışacak zaman da yoktu, zira tipiyi aratmayan
yağmur yine başla-maya yüz tutmuştu. Çaresiz Hasan oğlan bağladı halatı beline
ve helikoptere çekildi. Ardından asker beline bağladığı halatla aşağıya sarktı;
yaşlı adamı kapıp, yukarı çıkacağı sırada birden ti-pi tufan kopuverdi. Asker
ancak toparlanabilmişti savrulan helikopterle birlikte. Fakat yaşlı a-dam
şanslı değildi asker kadar. O savrulma esnasında askerin elinden kaymış ve
kayalıklara yu-varlanıvermişti. Asker bozuk moralle yaşlı adamın kanlar
içindeki cesedine bakıp, başını salladı. Bu yitip giden kaçıncı candı? Verilen
kaçıncı kurbandı kör dövüşüne?
Hasan oğlan olan biteni dehşet içinde
izlemişti. Gözlerinde biriken öfkeyle, arka tarafına baktı, baktı… helikopter
zar zor havalanıp kuzeye doğru yönelirken.
O. NURİ
UÇMANOV ( M. M. G. )
ANKARA … OCAK 2010