Author06’s Weblog

Ne güzel kültür sanatla yoğrulmak; edebiyatla hemhal olup, kavrulmak

BOŞ HAYALLER Mİ?

yorum ekle »

Boş hayaller mi kapıldığım yoksa gerçek duygular mı? Yoksa içimde filizlenen bu tutkular boş kapılmalar mı? İçimde dalgalanan bu fırtınalar ve ihtiraslara karışan karalar, bir kurtuluş müjdesi mi dehlizlerden çıkışın ve filizlenmeye yüz tutan güneşin ilk huzmeleri mi? Yoksa yoksa, geçmişten gelen dalgalara karışıp, karanlıklar ormanına atacak olan karanlıklar prensesinin acımasız okları mı kalbimde beynimde ve ruhumda esen fırtınalara karışan bu duygu saplantıları?
Ya gözümden akan bu yaşlar?… Mutluluk denizine dökülecek olan, sonsuz ırmağın ilk damlaları mı güneş ışıklarıyla yoğrulmuş? Acılar girdabına sürükleyecek olan zehir akıntıları mı yoksa?
Düşünüyorum, düşünüyorum ve düşünüyorum durmadan… Neden böyle birdenbire bu ağır fırtınalar bulutunun içinde buldum kendimi? Bu bulut neden böyle apansız tutsak aldı beni? Bir türbülans içine beni çeken bu yaşanmışlığın kaynağı, fakat gerçek kaynağı ne? İçinde umudu barındıran basit bir ziyaret, nasıl sürükler insanı fırtınalar girdabının tam ortasına? Ya gözlerden fışkırttığı çavlanlara ne buyrulur?
Oysa, içinde pusu barındıran güneşli bir öğleden sonra gerçekleşen umut dolu bir ziyaretti O; yalnızca umudu içinde barındıran bir ziyaret. İçimde patlayan duygu tayfunlarına neden olacağı önceden kestirilemeyen, umut dolu bir ziyaretti yalnızca… İçtenlikle başlayan sohbet, sürmüştü olağan havasında. Yıllar sonra karşılaşan iki tanıdıklardı her ikisi de. Eski bir dostun sayesinde başlayan iş ilişkisi vesile olmuştu tanışmalarına. Yoksa yoksa… Hayır! Olamaz!… Olmamalıydı… Yoksa o tanışma ve beraberindeki iş ilişkisi, içten içe filizlenen bir tohumumu saklamıştı? Küçük tohum, içinde sevinçli bir hayat mı saklamıştı yıllar yıllar boyu; boy vereceği günü sabırla bekleyerek? Ve o umutlu ziyaret, patlatmış mıydı yıllar yılı sabırla boy vereceği günü bekleyen tohumun kesesini?
Oysa oysa, o aydınlık sabah evden beklenmedik biçimde çıkarken, içimde kuşku, kaygı ve biraz da kızgınlık vardı. Ani bir kararla gitmeye karar vermiştim, yıllarca görmediğim yakınıma uğramayı. Görmüştüm de. Ve sıcak sohbetin ardından, binmiştim otobüse; amacım evime gelip işlerimin başına dönmek. Lakin, otobüsün güzergahının ayırtına varınca, vermiştim kararımı. Vermiştim ya; bu kararın getireceği fırtına kıtasını ve bu kıtaya akan çağlayanları kestirememiştim. Gerçekten kestirememiştim, beni bu hale getireceğini o ziyaretin. Güneşli öğleden sonra, ziyaret çıkışında da kestiremiyordum daha sonra olacakları işin garibi. Hani bıraksan, sabaha kadar sürecek olan o sohbet de hiçbir ipucu vermemişti. Vermemiş olabilir miydi?
Ne olmuşsa eve geldikten sonra olmuştu. Her can sıkıntısında ve sevinçli anımda yaptığım gibi, açmıştım müziği… Normal gitmesi gerekenler, o seyirde gitse de; çok değil, daha on dakika geçmeden kırmızı alarmı vermişti. Sonrasında gelen şiddetli duygu baskılaması, ne müzik dinlememe izin vermişti, ne de başka bir şey yapmama. Fakat pardon! Bir şey yapmama izin veriyordu o duygu baskılaması… Uyumama! Tanrı’m! Hiç olmazsa izin vermişti uyumama. Yoksa 45 G gücünden beter, bu duygu baskılamasının altında ezilip gitmem içten bile değildi. Aksi gibi, uyandıktan sonra da, geçmemişti bu baskılama. Ertesi gün, iş bahanesiyle yapılan ziyaretin ardından eve gelince; yeniden abanmıştı üzerime bu 45 G gücünden beter baskılama. Tıpkı şu an olduğu gibi.
Fakat, sormadan edemiyorum kendime; neden bu kadar yoğun yaşadım ve yaşıyorum bu duygu kasırgasını? Tamam, daha önce de karşılaşmıştım ciddi duygular beslediğim biriyle uzun aradan sonra ve onunla da sohbet etmiştik uzun uzun işyerinde. Fakat çıkınca oradan, bir süre başımda esen duygu fırtınasından sonra durulmuştu her şey. Normal yaşantımı sürdürmüştüm olağan seyrinde. Ve üzerime 45 G gücünden beter, böylesi bir güç abanmamıştı. Abansa abansa, en fazla 10 G gücündeki bir şeydi. Öyleyse, filizlenen bu duygunun ayrımı neydi? Neden bu derece duygu kasırgalarının esmesine neden olmuştu?
Kaderin garip bir cilvesi miydi? Yoksa, yıllar yılı toprak altında boy vereceği günü bekleyen ve bu süre içinde bizi başka topraklarda yaşamaya mahkum ederek, aklımızdan kendisini gizleyen o tohum mu, “ Olgunlaştım ve filizlenmek, gözlerimi bir damla güneşe uzatmak; buradan size, damla damla gönenmiş yaşamlar tattırmak istiyorum artık, “ iletisi mi gönderiyordu.
Ya ne buyrulur, sıcak bir bahar ikindisinde cadde ortasında karşılaşmaya? Tamam, işyerine yakın sayılsa da, uzaktı yaşadığı yere. Fakat, yaşadığım yerin dibindeydi karşılaştığımız cadde. Belki garip gelecek fakat, çok değil, yarım saat bile olmamıştı oradan geçmem. Alacağımı alıp, biran önce evime dönmenin telaşındayken, çıkmam da ani bir kararla olmuştu zaten, hani gitmesem de oluyordu, birdenbire karşıdan yürüyüvermişti bulunduğum yöne doğru. Rastlantının bu kadarı da filmlerde bile olamazdı. Tabi gerçekten rastlantıysa… Eğer kaderin cilvesi değilse, çarpıcı bir rastlantıydı bu.
Düşününce sonrasında yaşananları, inanmak istiyorum buna tüm yüreğimle. Fakat, bir kuşku ve kaygı bulutunun da dolanmasına engel olamıyorum içimde. Yaptıklarına ve söylediklerine karışan o çekimser ve yeis dolu tavırlar, içime atılmasına neden oluyor buruk acıların. Ve artık istemiyorum, çaldığım kapıların ardında gördüğüm buruk acıları; hele yıllar yıllar önce bir aymazlık sonucu, koskoca iki yıldan fazla zamanımı zehir eden, “ Seninle başım dertte, ne yapsam bilmiyorum, “ şarkısını. Ve asla istemiyorum, o şarkının anlattığı olayları ve duyguları yaşamayı. Zira, bugüne kadar o kadar çok yaşadım ki onları…
Gecenin bu saatinde, Paris’ten esen Chansonların eşliğinde, “ Keşke! “ diyorum “ Keşke bu duygular, içimde yıllar önce filizlenseydi! “ O zaman, başka türlü olurdu ikimizin de yaşantısı. Belki, ayrı ayrı topraklarda çabalarken köksüz kök salmalara; yaşamazdık ikimiz de o acıları ve katlamak zorunda kalmazdık, ruhumuzun örselenmesine izin vermezdik, o aldatmaların. Bu acı dolu anlarda, örselemek yerine ruhumuzu, mutluluk semalarına kanat açardık, söyleyerek aşk kokan şarkıları…

O. NURİ UÇMANOV

ANKARA …. 27. 05. 2008

Written by author06

Mayıs 30, 2008 8:23 pm

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

Yorum Yapın