Author06’s Weblog

Ne güzel kültür sanatla yoğrulmak; edebiyatla hemhal olup, kavrulmak

Archive for Mart 2008

GARİP ŞEYLER

without comments

Bunaltıcı birkaç günün ardından nispeten serin bir hava hüküm sürmekteydi Ankara’da. Garip, gerçekten çok garip şeyler olmaktaydı incirden adını alan semtteki merkez caminin önünden geçen saydam caddeye açılan kılıç yeşillikte. Gerçekten çok garipti orada ve civarında yaşananlar.
Uzun zamandır sürmesine karşın bu olanlar, bunaltıcı geçen temmuzun bitmesine iki gün kala yoğunlaşıvermişti birden bire… Hele temmuzun son gecesi ayyuka çıkmıştı işte! Bunun bir gün önce tatlı bir ikindi vakti parka gelen motorsikletli yirmili yaşlarının yeni ikmal edenlerle ilgisi olabilir miydi? Ya da yeşillikteki yapının ya-nındaki çoklu oturağı kendilerine mesken edinen ademlerle?
O akşam, her zaman saat sekizde sönen yeşillikteki yapının ışığı sönmemişti gecenin bir yarısına kadar. Ve korumakla görevli adem yeşilliği, o yapının içindeydi. Ge-ce vaktini vurduğunda zamanölçerler, birileri gelmişti yapıya; uzun süre yüksek per-deden konuşmuşlardı korumacıyla. Onların sesleri sürerken de birileri daha peyda olmuştu yapının yanındaki merdivenlerinin başında ve vardı ellerinde iletişim araçları beyaz gömlekli siyah pantolonlu bu kişilerin. Pervasızdılar alabildiğine aynı zamanda da.
Gözetlenmekteydi ve belki de dinlenmekteydi demirli camın içi. Hedef miydi yoksa demirli camın içindeki ademoğlu? Bu yüzden mi gelmeden üzerinden ışıklar saçan araç, çöl sessizliğine bürünmüştü ortalık? Üzerinden ışık saçan araç geçince de saydam caddeden birileri gelmişti bıyıkları yeni terlemiş; gelmiş ve geçmişti ağır ve çalımlı adımlarla karanlık yokuşa doğru.
Hedefti işte demirli camın içindeki ademoğlu. Son perdesi oynanmaktaydı o gece sergilenen oyunun. Bu yüzden gecikmişti belki de üzerinden ışık saçan araç. Ama hayır! olamazdı bu! Olabilir miydi yoksa? İnanmak olanaksızdı neredeyse buna?
Bir gün öncesi, o tatlı ikindi vaktinde yapının yanındaki çoklu oturaktan bir ayağı aksayan bir adem gözlerken demirli camın içini, motosikletli yeni yetmeler de gelmişti yeşilliğin yola yakın ağacının altına. Fakat söylemiyorlardı “ o ağacın altında “ şarkısını. Ama yüksek sesle mırıldanıyorlardı ölüm marşını; belki de başka türlü söylüyorlardı “ o ağacın altında “ şarkısını… O anda bir adem geçmişti uzun boylu, zayıfça; bir ileri bir geri gidip gelirken, bakmıştı bir o yeni yetmelere, bir demirli camın ta içine.
Bir gün sonrası… Beyaz gömlekli bir adem, konuşmuştu demirli camın içindeki yapıdaki konuşup duyamayan biriyle; belki de yanlış görmüştü demirli camın içindeki ademoğlu o karanlıkta. O akşam, geçen tekerleklilerin arasında geçmişlerdi beyaz giyinimli ademler demirli camın önünden ve girip çıkmışlardı yeşilliğe ve yanındaki demirden oyuncakların olduğu taşlığa. Ve o akşam, daha da yoğundu demirli cama doğru gelen fiyt fiytler. “ Fiyt! Fiyt! “; en yüksek perdeden işte! Tam iki kez.
Elinde terazi tutan bayanın simgelediği yere çok girip çıktığı içindi demirli camın içindeki ademoğlu belki; belki de elinin kalem tutmasından ve omuzu kalabalıklara sempatisinden öte, yakınlığından dolayı duyulan rahatsızlıktan dolayıydı bu ağırlık.
O geceki serin ıssız ve yağmurlu hava, bir şeyler mi barındırıyordu içinde? Bir ara yağan yağmurun ardından daha da artan serinlik ve ıssızlık, kesilen suya tutulan yas mıydı yoksa demirli camın içindeki ademoğlu için dökülen yaş ve üzeri betonla kaplı toprak yapının yansıtılması mıydı? Hani, bir anlamda omuzu kalabalıklara ve diğerlerine gözdağı vermek adına, bir iki gün sonra gideceği uyarısını vermek için.

O. NURİ UÇMANOV

İncirli … 01.08.07

Written by author06

Mart 7, 2008 at 9:25 am

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,